Bu yazımda sizlerle Polonya’da başlayan ve İstanbul’da son bulan bir hikayeyi paylaşacağım. Adam Mickiewicz’ın hikayesini…
“Hürriyeti sevmeye ve hissetmeye muktedirsen şayet,
Konuşmamız için söze ne hacet.
Ben senin iç çekişlerini,
sen benim göz yaşlarımı anlayacaksın
Ve sıkacaksın elimi – işte Polonyalının dili.”
Yıl 1798. Adını pek azımızın bildiği bu isim İstanbul’dan kilometrelerce uzakta Litvanya’da dünyaya geldi. Daha sonraki yıllarda ise doğup büyüdüğü bu ülkeyi “Kutsal ve temiz kalmış çocukluk yıllarının ülkesi.” olarak tanımlayacaktır.

İşgal alında ve bölünmüş bir vaziyette olan Polonya’nın içinde bulunduğu durum onun ileriki dönemlerinde milli şair olmasını sağlayacaktı.
Hürriyetinden yoksun kalmış vatanının ve ezilen halkların sesi olabilmek için şiiri seçmişti kendisine. Duygularını, hissettiklerini şiirlerine yansıtan Adam, bu sayede geniş halk kitlelerine ulaşarak çocuk yaşta tanınmaya başlamıştı.
Ülkesinin bağımsızlığı için çalışmalarda bulunmuş ve Kovno okulunda dersler vermiştir. Daha sonra 11 Eylül 1855 Kırım Savaşı’na katılarak Rusya’ya karşı savaşan Polonyalıların yanında yer almıştır. İşte tam da o yıllarda yolu İstanbul’a düşmüştür. Savaş sırasında Polonya ordularını organize etmek amacıyla Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiş ve Galata’da bir ev kiralamıştır.
Mickiewicz’in arkadaşı Sluzalski o ev hakkında şöyle der: “O yer Galata’da bulunuyor, ama ne ev numarası ne de sokağın ismi belirtilmemiş.”
“Camiden mü’minler çıktıklarında hep birlikteEzan sesleri akşamleyin kaybolur sessizceUfuklar utançtan sanki yakut kesilinceGecenin gümüş hükümdarı yare gelir dinlenmeye.”

Mickiewicz, o evde 26 Kasım 1855’te hayatını kaybedene kadar kalır. Nedeni bilinmeyen bir şekilde çok sevdiği İstanbul’da aniden hayatını kaybeder. İstanbul’u o kadar çok sever ki Türkçe şiirler yazmaya başlar ve “İstanbul’da, koleradan öleceğimi bilseydim, yine buraya gelirdim. Çünkü bu benim görevimdi. Ben, Fransa’da bir ilim akademisinin umumi katibi olmaktansa, bir Türk taburunun katibi olmayı tercih ederim.” der.
“Açılırım enginlerine kuru ummanın,Arabam otlara dalmış, gezinir kayık gibi,Çimenler dalgalanmakta, çiçekler sel misali,Geçerim adasını mercansı çalılıkların.”

Eğer yolunuz Beyoğlu’na düşerse Bostan Mahallesi, Tatlı Badem Sokak’ta bulunan ve şuanda müze olarak hizmet veren bu güzel evi ziyaret etmeyi unutmayın. Ve bizden de bir selam götürün.







