İstanbul’un koşuşturmasından ve yoruculuğundan biraz uzaklaşmak isteyenler için vazgeçilmezdir adalar. Ağaçların altında temiz oksijeni, güneşle karışık hissedilen rüzgarıyla sessiz ve sakin bir gün geçirip, kendinizi yenilemeniz için mükemmel bir seçim. Biraz dinlenmek ve sakinliğin tadını çıkarmak için biz de ilk fırsatta kaçtık adalara. Hangi adaya gitsek diye düşünürken, küçük olduğu için diğer adalara göre daha sakin olan ve fayton olmadığından sokaklarında daha rahat yürünebilen Kınalıada’ya gitmeye karar verdik.
Kınalıada Gezisi
Güzel bir vapur yolculuğundan sonra adamıza ulaştık. İskeleden çıktıktan sonra, sol tarafta, gelenleri Sirakyan ikiz evleri karşılıyor. Yapılışı 1900’lü yılların başlarına dayanan evler, adanın en güzel yapılarından.
Bu küçük adamızı gezmeye nereden başlayalım diye düşünürken adanın diğer bölümlerine göre daha hareketli olan çarşı kısmına doğru ilerlemeye başladık. O gün, şanslı günümüz olacak ki adanın pazarına denk geldik. Fazla büyük olmayan pazarda birbirinden taze ve doğal, sebze ve meyveleri görebilmek mümkün.
Daha sonra adanın iç kısımlarına geçip dik yokuşlarında yürümeye başladık. Güzel manzaralar için biraz zahmet çekilmesi normal tabii. Adayı gezerken isteyenler bisiklet de kiralayabilir. Ama ada sokaklarında temiz oksijeni içine çekerek yürümenin de ayrı bir tadı olduğunu söylemek isterim.
Çevredeki tarihi köşkleri inceleyerek ilerlerken, adanın köklü sahiplerinin yapılarından biri karşımıza çıktı. Narçiçeği Sokağı’nda bulunan Ermeni Gregoryen Kilisesi. Tarihi 1857 yılına dayanan kilise, aynı zamanda adalarda kurulan ilk ve tek Ermeni kilisesi olma özelliğini taşımakta. Dışarıdan güzel görünen kiliseye, bir de içeriden bakmak için açık olan kapısına doğru ilerledik.
Küçük ve yapıldığı dönemin izlerini üzerinde barındıran kilisemizi gezdikten sonra adayı turlamaya devam ettik. Karşımıza bir Rum Ortodoks Kilisesi çıktı ancak kapalı olduğu için içerisini göremedik. Derken karşımıza bu şirin sokak çıktı.
Çınarın görkemli duruşu karşısında şaşkınlığa düşmüştüm. Yanına yaklaştığımda bunun Raşit Kara Çınarı olduğunu fark ettim. Üzerinde Akgünlük Sokak, adlı şiiri bulunan Kara’nın ismi de bu çınarla birlikte yaşamakta. Bilmeyenler için kısa bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Raşit Kara şair-yazar olmasının yanında çok iyi bir çevreciydi de.
Alabildiğine mavinin ve yeşilin içinde sahile doğru yürüdük. Henüz plaj mevsimi başlamadığı için şanslıydık. Normalde iğne atsak düşmeyecek derecede kalabalık olan sahil bomboştu. Biz de bu sakinliğin içine bıraktık kendimizi. Etrafımızı saran huzur içinde sadece dalga ve rüzgar sesleriyle eşsiz manzaranın tadını çıkarttık.
İnsanı tamamen huzura götüren, mutlu eden sayılı şeylerden birisi dalga sesi. Eğer denize yakın bir yerde yaşıyorsanız kendinizi, şanslı kişilerden biri olarak ilan edebilirsiniz.
Martıların çığlıkları, sakin sokaklarında bisiklet binen gençleri, her zamankinden daha sevimli duran ve kendisini sevdirmeye hazır bekleyen kedi ve köpekleriyle adalar; kafa dinlemek için birebir.