Son birkaç senedir özellikle İstanbul’da yapılan sahaf festivallerinin sayılarında bir artış mevcut. Bu aslında kitaba verilen önemin de arttığını gösterdiği için beni oldukça mutlu etmekte. Kitapların “çok satan” listesindekilerden ibaret olmadığını ve kendisine has büyük bir dünyası olduğunu hatırlatıyor bana sahaflar. İşte bu yüzden belki de çok seviyorum sahaf gezmelerini.
Festivallerle de birçok sahaf birden ayağımıza gelmişken gitmemek olmaz tabii ki. Hem gezip biraz kitap havası soludum hem de 1966 yılından beri sahaflığa kendini adamış, Halil Bingöl ile keyifli bir sohbet yaptım. Nelerden konuşmadık ki ? Sahaflığın ilk halinden günümüze kadar ki geçirdiği evrelerden, gelecekte sahaflığın evrileceği hallerden…

1966 yılında Şafak Sineması önünde çizgi roman satarak başlamış bu işe kitap dostu Halil abimiz. Üniversiteden sonra mali müşavirlik yapmaya başlasa da kendi deyimiyle “Kitapların çağrısına” karşı koyamamış ve kendisini tekrar kitapların arasında bulmuş. 1980 yılında Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nda dükkan kiralayarak tamamen bu işe adamış kendisini. Ancak Sahaflar Çarşısı’nın sahaflık anlayışından çıktığını düşünerek 1994 yılında Beyoğlu’na taşınmış. Hakkı yok da değil. Adı hala Sahaflar Çarşısı olsa da aslında çarşı içerisindeki çoğu dükkanda günümüz kitapları satılmakta.
Yılların sahafçısı olan Bingöl, kitaplarla adeta bir çocuk gibi ilgileniyor. Özel fırçalarla onları temizleyip havalandırmasını yapıyor. Yeniden ciltleyerek korunmasını sağlıyor ve böylece kaybolmasını engelleyerek gelecek nesillere bu mirasın aktarımı gerçekleşmiş oluyor.
Dünya üzerinde kitap var olduğu sürece sahaflığın süreceğini düşünüyor Halil Bingöl. Ve ekliyor “Bir şey olur da kitaplar ortadan kalkarsa o da kıyamet olur zaten.”
“Sahaflığın önemli özelliklerinden birisi de kitapları görmektir. Ne kadar çok kitap bilinirse, görülürse o kadar çok bilgiye ulaşılır. Bunun bir okulu yok ancak o şekilde kendini geliştirebilmek mümkün.





